Kuran Sureleri Oku

Ana sayfa » » Vakıa Suresi

Vakıa Suresi

Vakıa Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 96 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “elvâkı’a” kelimesinden almıştır. Vâkı’a, gerçekleşen, meydana gelen olay demektir. Burada kıyameti ifade etmektedir. Sûrede başlıca, kıyametin kopmasından önceki ve sonraki dehşetli hâller ve insanların amellerine göre içinde yer alacağı gruplar konu edilmektedir.

Vakıa Suresi Arapça Oku

Vakıa Suresi Arapça yazılı olarak okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

Vakıa Suresi Arapça 1. Sayfa

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ١لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ٢خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ٣اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجاًّۙ٤وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَساًّۙ٥فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثاًّۙ٦وَكُنْتُمْ اَزْوَاجاً ثَلٰثَةًۜ٧فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ٨وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ٩وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ١٠اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ١١ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ١٢ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ١٣وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ١٤عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ١٥مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ١٦

Vakıa Suresi Arapça 2. Sayfa

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ١٧بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ١٨لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ١٩وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ٢٠وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ٢١وَحُورٌ ع۪ينٌۙ٢٢كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ٢٣جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ٢٤لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا تَأْث۪يماًۙ٢٥اِلَّا ق۪يلاً سَلَاماً سَلَاماً٢٦وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ٢٧ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ٢٨وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ٢٩وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ٣٠وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ٣١وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ٣٢لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ٣٣وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ٣٤اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ٣٥فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَاراًۙ٣٦عُـرُباً اَتْـرَاباًۙ٣٧لِاَصْحَـابِ الْيَم۪ينِۜ ۟٣٨ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ٣٩وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ٤٠وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ٤١ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ٤٢وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ٤٣لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ٤٤اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ٤٥وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ٤٦وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ٤٧اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ٤٨قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ٤٩لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ٥٠

Vakıa Suresi Arapça 3. Sayfa

ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ٥١لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ٥٢فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ٥٣فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ٥٤فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ٥٥هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ٥٦نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟٥٧اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ٥٨ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ٥٩نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ٦٠عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ٦١وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ٦٢اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ٦٣ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ٦٤لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَاماً فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ٦٥اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ٦٦بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ٦٧اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ٦٨ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ٦٩لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجاً فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ٧٠اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ٧١ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَـهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ٧٢نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعاً لِلْمُقْو۪ينَۚ٧٣فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟٧٤فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِـعِ النُّجُومِۙ٧٥وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ٧٦

Vakıa Suresi Arapça 4. Sayfa

اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ٧٧ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ٧٨لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ٧٩تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ٨٠اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ٨١وَتَجْعَلُونَ رِزْقَـكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ٨٢فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ٨٣وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ٨٤وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰـكِنْ لَا تُبْصِرُونَ٨٥فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ٨٦تَرْجِعُونَـهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ٨٧فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ٨٨فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ٨٩وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ٩٠فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ٩١وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ٩٢فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ٩٣وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ٩٤اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ٩٥فَسَبِّـحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ٩٦

Vakıa Suresi Arapça Dinle

Vakıa Suresi Arapça Dinle, Vakıa Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’den Arapça dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna basın.

Vakıa Suresi Türkçe Oku

Vakıa Suresi Türkçe latin alfabeysiyle yüzünden okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

    Vakıa Suresi Türkçe 1. Sayfa

    Bismillahir rahmanir rahim.

  1. İza ve kaatil vakıah.
  2. Leyse li vak’atiha kazibeh.
  3. Hafidatun rafiah.
  4. İza ruccetil ardu recca.
  5. Ve bussetil cibalu bessa.
  6. Fe kanet hebaen mun bessa.
  7. Ve kuntum ezvacen selaseh.
  8. Fe ashabul meymeneti ma ashabul meymeneti.
  9. Ve ashabul meş’emeti ma ashabul meş’emeti.
  10. Ves sabikunes sabikun.
  11. Ulaikel mukarrebun.
  12. Fi cennatin naim.
  13. Sulletun minel evvelin.
  14. Ve kalilun minel ahirin.
  15. Ala sururin mevdunetin.
  16. Muttekiine aleyha mutekabilin.
  17. Vakıa Suresi Türkçe 2. Sayfa

  18. Yetufu aleyhim vildanun muhalledun.
  19. Bi ekvabin ve ebarika ve ke’sin min main.
  20. La yusaddeune anha ve la yunzifun.
  21. Ve fakihetin mimma yetehayyerun.
  22. Ve lahmi tayrin mimma yeştehun.
  23. Ve hurun inun.
  24. Ke emsalil lu’luil meknun.
  25. Cezaen bi ma kanu ya’melun.
  26. La yesmeune fiha lagven ve la te’sima.
  27. İlla kilen selamen selama.
  28. Ve ashabul yemini ma ashabul yemin.
  29. Fi sidrin mahdud.
  30. Ve talhın mendud.
  31. Ve zıllin memdud.
  32. Ve main meskub.
  33. Ve fakihetin kesirah
  34. La maktuatin ve la memnuah.
  35. Ve furuşin merfuah.
  36. İnna enşe’na hunne inşaa.
  37. Fe cealna hunne ebkaran.
  38. Uruben etraba.
  39. Li ashabil yemin.
  40. Sulletun minel evvelin.
  41. Ve sulletun minel ahırin.
  42. Ve ashabuş şimali ma ashabuş şimal.
  43. Fi semumin ve hamim.
  44. Ve zıllin min yahmum.
  45. La baridin ve la kerim.
  46. İnnehum kanu kable zalike mutrefin.
  47. Ve kanu yusirrune alel hınsil azim.
  48. Ve kanu yekulune e iza mitna ve kunna turaben ve iza men e inna le meb’usun.
  49. E ve abaunel evvelun.
  50. Kul innel evveline vel ahirin.
  51. Le mecmuune ila mikati yevmin ma’lum.
  52. Vakıa Suresi Türkçe 3. Sayfa

  53. Summe innekum eyyuhed dallunel mukezzibun.
  54. Le akilune min şecerin min zakkumin.
  55. Fe ma liune minhel butun.
  56. Fe şaribune aleyhi minel hamim.
  57. Fe şaribune şurbel him.
  58. Haza nuzuluhum yevmed din.
  59. Nahnu halaknakum fe lev la tusaddikun.
  60. E fe reeytum ma tumnun.
  61. E entum tahlukunehu em nahnul halikun.
  62. Nahnu kadderna beynekumul mevte ve ma nahnu bi mes- bukin.
  63. Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fi ma la ta’lemun.
  64. Ve lekad alimtumunneş etel ula fe lev la tezekkerun.
  65. E fe reeytum ma tahrusun.
  66. E entum tezre unehu em nahnuz zariun.
  67. Lev neşau le cealnahu hutamen fe zaltum tefekkehun.
  68. İnna le mugremun.
  69. Bel nahnu mahrumun.
  70. E fe reeytumul maellezi teşrebun.
  71. E entum enzeltumuhu minel muzni em nahnul munzilun.
  72. Lev neşau cealnahu ucacen fe levla teşkurun.
  73. E fe reeytumun narelleti turun.
  74. E entum enşe’tum şecereteha em nahnul munşiun.
  75. Nahnu cealnaha tezkireten ve metaan lil mukvin.
  76. Fe sebbih bismi rabbikel azim.
  77. Fe la uksimu bi mevakiin nucum.
  78. Ve innehu le kasemun lev ta’lemune azim.
  79. Vakıa Suresi Türkçe 4. Sayfa

  80. İnnehu le kur’anun kerim.
  81. Fi kitabin meknun.
  82. La yemessuhu illel mutahherun.
  83. Tenzilun min rabbil alemin.
  84. E fe bi hazel hadisi entum mudhinun.
  85. Ve tec’alune rızkakum ennekum tukezzibun.
  86. Fe lev la iza belegatil hulkume.
  87. Ve entum hine izin tenzurun.
  88. Ve nahnu akrabu ileyhi minkum ve lakin la tubsirun
  89. Fe lev la in kuntum gayre medinin.
  90. Terciuneha in kuntum sadikin.
  91. Fe emma in kane minel mukarrebine.
  92. Fe revhun ve reyhanun ve cennetu naim.
  93. Ve emma in kane min ashabil yemin.
  94. Fe selamun leke min ashabil yemin.
  95. Ve emma in kane minel mukezzibined dallin.
  96. Fe nuzulun min hamim.
  97. Ve tasliyetu cahim.
  98. İnne haza le huve hakkul yakin.
  99. Fe sebbih bismi rabbikel azim.

Vakıa Suresi Türkçe Meali Oku

Vakıa Suresi Türkçe Meali okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

    Vakıa Suresi Türkçe Meali 1. Sayfa

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. o vakıa (kıyamet) bir koptu mu,
  2. onun oluşuna yalan diyen dil olmaz.
  3. İndirir, bindirir.
  4. Yer şiddetle sarsıldığı.
  5. dağlar serpildikçe serpildiği,
  6. hepsi dağılıp toz duman haline geldiği,
  7. siz de üç sınıf olduğunuz zaman,
  8. ki, sağda sağın adamları, ne mutludur onlar!
  9. Solda solun adamları, ne mutsuzdur onlar!
  10. önde, en öne geçenler, işte o ileride olanlar!
  11. (11-12) Naim cennetlerinde (Allah’a) yakın olanlardır.
  12. (11-12) Naim cennetlerinde (Allah’a) yakın olanlardır.
  13. Çoğu öncekilerden,
  14. biraz da sonrakilerden,
  15. cevherlerle işlenmiş tahtlar üstünde,
  16. karşı karşıya kurulmuşlar.
  17. Vakıa Suresi Türkçe Meali 2. Sayfa

  18. Etraflarında taze kalan küpeli genç hizmetçiler dolaşırlar.
  19. Main’den doldurulmuş küpler, ibrikler ve kadehlere,
  20. bu içkiden ne başları ağrıtılır ne de içtiklerini tüketirler.
  21. Meyve beğendiklerinden,
  22. kuş eti istediklerinden,
  23. iri gözlü huriler,
  24. saklı inciler gibi,
  25. işledikleri amellere mükafat için.
  26. Orada ne boş bir laf işitirler, ne de günaha sokan bir söz.
  27. Tek işittikleri söz: “Selam, selam!”
  28. Sağın adamları ise, ne sağın adamları!
  29. Dalbastı kirazlar,
  30. salkım muzlar içinde,
  31. uzamış bir gölge,
  32. çağlayan bir su,
  33. bir çok meyve,
  34. (ki) bunlar ne eksilir, ne de yasaklanırlar,
  35. yüksek döşekler (üstündedirler).
  36. Biz onları yeniden inşa etmişizdir,
  37. onları bakire kılmışızdır,
  38. kocalarını çok seven aynı yaşta,
  39. sağın adamları için.
  40. Bir çoğu önceki (ümmet)lerden,
  41. bir çoğu da sonrakilerdendir.
  42. Solun adamları ise, ne solun adamları!
  43. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
  44. kapkara boğucu dumandan bir gölge,
  45. ne serin, ne de rahatlatıcı!
  46. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde keyiflerine düşkün şımarık müsriflerdi.
  47. Büyük günahda ısrar ediyorlardı;
  48. ve diyorlardı ki: “Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten biz mi bir daha diriltileceğiz?
  49. Önceki atalarımız da mı?”
  50. De ki: “Muhakkak. Öncekilerin ve sonrakilerin tümü,
  51. belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır!”
  52. Vakıa Suresi Türkçe Meali 3. Sayfa

  53. Sonra siz, ey sapık inkarcılar,
  54. mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yersiniz,
  55. karınlarınızı onunla doldurursunuz,
  56. üstüne de kaynar su içersiniz,
  57. susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.
  58. İşte ceza gününde onların konuklukları (ağırlanışları) böyledir!
  59. Sizi Biz yarattık, hala tasdik etmeyecek misiniz?
  60. Şimdi gördünüz mü o döktüğünüz meniyi?
  61. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?
  62. Aranızda ölümü Biz takdir ettik ve Bizim önümüze geçilmez.
  63. Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta var etmek üzereyiz.
  64. Muhakkak ilk yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünsenize!
  65. Şimdi gördünüz mü o ektiğiniz tohumu?
  66. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
  67. Dilesek onları elbette bir çöpe çevirirdik de ağzınızda şöyle geveler dururdunuz:
  68. “Muhakkak biz çok ziyandayız.
  69. doğrusu büsbütün mahrum olduk!”
  70. şimdi gördünüz mü o içtiğiniz suyu?
  71. Buluttan onu siz mi indiriyordunuz. yoksa Biz miyiz indiren?
  72. Dileseydik onu acı bir çorak yapardık. O halde şükretseniz ya!
  73. Bir de o çaktığınız ateşi gördünüz mü?
  74. Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa Biz miyiz inşa eden?
  75. Biz onu hem bir ihtar, hem de alandaki muhtaçlara (çöl yolcularına) faydalı kıldık;
  76. O halde Rabbini o büyük adıyla tesbih et!
  77. Artık yok, yıldızların yerlerine yemin ederim;
  78. bilseniz o, gerçekten çok büyük bir yemindir.
  79. Vakıa Suresi Türkçe Meali 4. Sayfa

  80. Ki bu, hakikaten çok değerli bir Kur’an’dır.
  81. Korunan bir Kitapta;
  82. ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez;
  83. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir!
  84. Şimdi bu kelama siz yağ mı süreceksiniz?
  85. Ve rızkınızı tekzibiniz (nasibinizi yalanlamanızdan ibaret) mi kılacaksınız?
  86. O halde can boğaza geldiği vakit,
  87. ki o zaman bakar durursunuz,
  88. Biz ise ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremezsiniz!
  89. (86-87) Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
  90. (86-87) Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
  91. Ama o (can çekişen kişi) Allah’a yakın olanlardan ise,
  92. (ona) ravh (rahmet, ferahlık, daimi bir hayat), güzel bir rızık ve Naim cenneti vardır.
  93. Eğer sağın adamlarından ise,
  94. artık selam sana, sağın adamlarından.
  95. Ama o yalanlayan sapıklardan ise,
  96. muhakkak konukluğu kaynar su
  97. ve yaslanacağı cehennemdir!
  98. Kesin gerçek budur işte!
  99. Haydi Rabbini büyük ismiyle tesbih et!

Vakıa Suresi Türkçe Meali Dinle

Vakıa Suresi Türkçe Meali Dinle, Vakıa Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in Türkçe Mealini, Ahmet DENİZ’den dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna basın.

Vakıa Suresi Konusu

Vakıa Suresi konusu, Kıyamet gününün gerçekliğinde asla kuşku duyulmaması gerektiği uyarısıyla başlayan sûrede geniş biçimde cennet ve cehennem tasvirleri yapılmakta; Allah Teâlâ’nın kudretinin kanıtlarından örnekler verilmekte, Kur’an’ın Allah katından indirilmiş bulunduğuna ve bunun insanlar için büyük bir nimet olduğuna dikkat çekilmektedir.Mushaf sırasına göre bundan önce yer alan rahmân sûresiyle bu sûre arasında konu birliği açısından şöyle bağlar kurulmuştur: a) Önceki sûre Allah Teâlâ’nın celâl ve ikram (azamet ve kerem) sahibi olduğu belirtilerek sona ermiş, bu sûrede onun bu sıfatlarının tecellileri açıklanmıştır. b) Önceki sûrede Allah’ın nimetleri hatırlatılıp bunları yalan sayma tavrı ısrarla kınanmış, bu sûrede de kıyametin kopmasıyla artık bu gerçeğin inkâr edilemeyeceği bildirilip orada verilecek karşılıklardan söz edilmiş ve iş işten geçmeden bu gerçeğe uygun davranılması uyarısı yapılmıştır. c) Önceki sûrede yükümlüler inkârcılar ve müminler şeklinde iki ana gruba ayrıldıktan sonra müminlere de derecelerine göre farklı nimetler (cennetler) verileceği bildirilmiş, bu sûrede de buna paralel üçlü bir tasnif yapılmıştır. d) Önceki sûrede göğün yarılmasından söz edilerek kıyamet tasvirine başlanmış, bu sûrede yerin sarsılması ve dağların toz duman olması haline değinilerek bu anlatım sürdürülmüştür (Râzî, XXIX, 139; Elmalılı, VII, 4699).

Vakıa Suresi Nuzül

Mushaftaki sıralamada elli altıncı, iniş sırasına göre kırk altıncı sûredir. Tâhâ sûresinden sonra, Şuarâ sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Sadece 81-82. âyetlerinin Medine’de indiği rivayet edilmiştir; fakat bunların önceki ve sonraki âyetlerle konu ve üslûp açısından bir bütün oluşturması bu rivayetin gerçekliğinde tereddüt uyandırmaktadır (Derveze, III, 100). İbn Atıyye de bu sûredeki bazı âyetlerin Medine’de veya bir sefer sırasında indiğine dair rivayetlerin sağlam olmadığını belirtir (V, 238).

Vakıa Suresi Fazileti

Vakıa Suresi fazileti,

Vakıa Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Vakıa Suresi Kur’an-ı Kerim’de kaçıncı sayfadadır?

Vakıa Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 533. sayfada başlar, 536. sayfada biter.

Vakıa Suresi kaç ayettir?

Vakıa Suresi, 96 ayetten oluşur.

Vakıa Suresi hangi cüzde yer alır?

Vakıa Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 27. cüzde yer alır.

Vakıa Suresi kaç sayfadır?

Vakıa Suresi, Kur’an-ı Kerim’de toplam 4 sayfa içinde yer alır.

Vakıa Suresi Tefsiri

Kur’an Yolu Tefsiri kitabından Vakıa Suresi Tefsiri aşağıdadır.

Vakıa Suresi 1-10. Ayet Tefsiri

Kıyamet sahneleriyle ilgili çarpıcı bir tasvire yer verildikten sonra, âhirette insanların üç gruba ayrılacakları belirtilmektedir. Bu gruplardan ilki, 8. âyette “ashâbü’l-meymene”, 27, 38, 90 ve 91. âyetlerde “ashâbü’l-yemîn” olarak adlandırılmış olup, Kur’an’daki başka açıklamalardan anlaşıldığına göre bu, “amel defteri sağ tarafından verilenler” demektir (bk. İsrâ 17/71; Hâkka 69/19; İnşikāk 84/7). İkinci grup 9. âyette “ashâbü’l-meş’eme” ve 41. âyette “ashâbü’ş-şimâl” olarak adlandırılmış, ayrıca 51 ve 92. âyetlerde “yoldan sapmış inkârcılar” diye anılmıştır. Bunlar amel defteri sol tarafından veya arka tarafından verilenlerdir (bk. Hâkka 69/25; İnşikāk 84/10). Üçüncü grup ise 10. âyette “es-sâbikūne’s-sâbikūn” (önde olanlar, o önde olanlar), 11 ve 88. âyetlerde “mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) şeklinde nitelenmiştir; bunların, amel defteri sağından verilenlerin önde gelen, mertebesi yüksek olan kesimi oldukları anlaşılmaktadır. Birinci grup için kullanılan “ashâbü’l-meymene” tamlamasındaki meymene kelimesi “uğur, bereket”, “ashâbü’l-meş’eme” tamlamasındaki meş’eme kelimesi “uğursuzluk” anlamına gelmekle beraber esasen bunlar da Araplar’da hayrın sağdan ve şerrin sol taraftan geldiği telakkisiyle bağlantılıdır. Yine, Arapça’da bu mâna ile ilişkili olarak söz konusu tabirlerden birincisi değerli ve yüksek mevkideki insanları, ikincisi de düşük mertebede bulunanları ifade etmek üzere kullanılır. Bazı müfessirler Hadîd sûresinin 12 ve Tahrîm sûresinin 8. âyetlerine dayanarak burada birinci gruptakilerin sağ yanlarının Allah’ın nuruyla aydınlanacağına işaret bulunduğu yorumunu yapmışlardır (Zemahşerî, IV, 56; Râzî, XXIX, 142–145). Bu bilgiler dikkate alınarak, –bağlama göre farklı tercümeler yapılabilirse de– ashâbü’l-meymene ve ashâbü’l-yemîn tamlamaları için “Allah’ın hoşnut olduğu tavırları benimseyen, O’nun katında değerli kimseler” anlamını yansıtacak bir tercüme yapılması uygun olur. Bu sebeple, belirtilen âyetlerin meâllerinde bu deyimler “hakkın ve erdemin yanında olanlar” şeklinde çevrilmiştir. Aynı anlayışla, ashâbü’l-meş’eme ve ashâbü’ş-şimâl deyimleri de ilgili âyetlerde “bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar” şeklinde karşılanmıştır. 1. âyette geçen vâkıa kelimesi “meydana gelen, vukûu kesin olan önemli hâdise” demektir. Kıyametin geleceğinde kuşku bulunmadığı için bu kelimeyle anılmıştır. Müfessirlerin bir kısmı, “büyük olay gerçekleştiği zaman” ifadesinin devamında “göreceksiniz neler olacak!” gibi bir mânanın bulunduğunu düşünmüşlerdir. Buna göre 2. âyete “Ki onun meydana geleceğini kimse yalan sayamaz” şeklinde mâna vermek uygun olur. Yine bu âyetteki kâzibe kelimesinin cümledeki görevini farklı değerlendirerek “onun oluşu asla yalan değildir” anlamı da verilebilmektedir (Zemahşerî, IV, 55-56; İbn Atıyye, V, 238).Bazı müfessirlere göre 3. âyette söz konusu edilen “alçaltma ve yükseltme” kıyametle birlikte evrende meydana gelecek fizikî değişikliklerle ilgili olup mevcut düzen ve dengenin altüst olacağı anlamındadır; bu yorum 5-6. âyetlerdeki tasvire uygun düşmektedir. Diğer bir yaklaşıma göre alçaltma ve yükseltme insan unsuruyla ilgilidir. Bu da iki farklı yorum ortaya çıkarmaktadır: a) Kıyametin kopması âhirette inkârcıları cehennemin aşağılarına düşürecek ve müminleri cennetin yukarılarına yükseltecektir; b) Kıyametin kopması bu dünyada büyüklenen nice kimseleri ve toplumları alçaltacak, rezil rüsvâ edecek, horlanan veya tevazu gösteren nicelerini de yüceltecektir (Taberî, XXVII, 166-167; Zemahşerî, IV, 56; İbn Atıyye, V, 239). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 218-220

Vakıa Suresi 11-26. Ayet Tefsiri

“Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) diye nitelenen “es-sâbikūne’s-sâbikūn” (önde olanlar, o önde olanlar) grubu ile “Allah ve resulüne ilk iman edenler, ilk muhacirler, iki kıbleye doğru da namaz kılmış sahâbîler” şeklinde belirli kimselerin kastedildiği yorumları yapılmış olmakla beraber, İbn Atıyye esasen âyetin dünyada iken iyilik yapma ve kötülüklerden sakınma hususunda öncü konumunda olan ve âhiret mutluluğunda da en önde olmayı hak eden bütün insanları kapsadığını belirtir (diğer yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVII, 170-171; İbn Atıyye, V, 240; Şevkânî, V, 172).13. âyette geçen ve “çoğu” diye tercüme edilen sülle kelimesi “az olsun çok olsun insan topluluğu”nu ifade eden bir kelimedir. Buna göre âyeti “bir kısmı öncekilerdendir” şeklinde çevirmek mümkündür. Fakat sonrakilerden söz eden 14. âyette “birazı” dendiği için buna da “çoğu” anlamı verilmiştir. Burada Kur’an’ın muasırları ve sonrasını kapsayan bir tasniften söz edildiği kabul edilirse, “sâbikūn”dan çoğunun öncekilerden olduğunu izah kolaylaşır; zira bu grubun öncüleri sahâbe-i kirâmdır. Bu tasnifin geçmiş ümmetleri de kapsadığı kabul edildiğinde ise, gelip geçmişlerden “sâbikūn”un çokluğu, bütün peygamberleri içine almasıyla izah edilebilir (İbn Atıyye, V, 241).15-26. âyetlerde ve daha sonra da 28-37. âyetlerde cennet nimetiyle ödüllendirilecek ve onurlandırılacak kimseleri bekleyen hayata ilişkin canlı tasvirlere yer verilmektedir. 17. âyette, dünyadaki tasavvurlarımıza göre hatıra gelebilecek bir soruya cevap verilmekte; cennette dünyada olduğu gibi bir kısım insanların diğerlerine hizmet vermesinin söz konusu olmayacağı, cennetle ödüllendirilen herkesin “hizmet edilen” konumunda bulunacağı, ikramları sunmak üzere –sonsuza dek genç kalacak– hizmetçiler tahsis edileceği bildirilmektedir (başka yorumlarla birlikte bk. Şevkânî, V, 173-174). 19. âyetteki cennet içkilerinin içenlere baş ağrısı vermeyeceğine dair ifade “toplantıları dağıtılmaz, ağızlarının tadını kaçıracak bir durumla karşılaşmazlar”, aynı içkinin sarhoşluk vermeyeceğine dair ifade ise “içtikleri tükenmez” mânalarıyla da açıklanmıştır (İbn Atıyye, V, 242; cennet ve nimetleri hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Bakara 2/25; Zuhruf 43/68-73; Nebe‘ 78/31-36; Mutaffifîn 83/22-28; Bekir Topaloğlu, “Cennet”, DİA, VII, 376-386). Kaynak :

Vakıa Suresi 27-40. Ayet Tefsiri

Hakkın ve erdemin yanında olanları bekleyen âhiret nimetlerine ilişkin bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir. 39-40. âyetlerde, 13-14. âyetlerdekinden farklı olarak hem öncekiler hem de sonrakiler için “bir çoğu” anlamı verilen sülle kelimesi kullanılmıştır. 14. âyette sâbikūnun “az” olmasının ifade edilmesi bir yandan bu mertebeye erişmenin zorluğunu belirtirken diğer yandan da iyi davranışlar için yarışmaya özendirme amacı taşımaktadır. Burada ise sâbikûna göre bir alt derecede bulunacak müminlerin hemen bütün nesillerde çoğunluğu teşkil edeceğine işaret edilmiş olup olayın tabiatına uygun olan da budur (Derveze, III, 103-104, 106). 28. âyette geçen ve “dalbastı kiraz” olarak çevrilen tamlama daha çok Arabistan kirazının dikensiz olanı manasıyla açıklanır (bu tercihin izahı için bk. Elmalılı, VII, 4706-4707). 29. âyette geçen tamlama müfessirlerin çoğunluğunca “meyve yüklü muz ağaçları” diye anlaşılmış olmakla beraber başka ağaç tasvirleri de yapılmıştır (başka açıklamalar için bk. Şevkânî, V, 177). 34. âyet daha çok “Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar)” diye anlaşılmıştır. Birçok müfessir ise –müteakip âyetlerin ifadesi ile Hz. Peygamber’in cennet ehli kadınların genç ve aynı yaşta olacakları ve hep öyle kalacakları yönündeki açıklamalarını dikkate alarak– bunu “ve mertebeleri yükseltilmiş eşleriyle birlikte olacaklar” şeklinde yorumlamıştır (Zemahşerî, IV, 58-59; İbn Atıyye, V, 244-245). 35 ve 61. âyetler, âhiret hayatında insanların ve eşlerinin hangi biçimde olacağı hususunda önemli bir ilkeyi hatırlatmaktadır: Yüce Allah orada herkesi oraya mahsus bir biçimde yeniden yaratacak, –âyetin ifadesiyle– “inşâ” edecektir; bizim bu dünyadaki tasavvurlarımızla bunun mahiyetini bilmemiz, anlamamız mümkün değildir. Şu halde oraya ilişkin olarak verilen diğer bilgi ve ayrıntıları hep bu ilke ışığında düşünmek gerekir. Buna göre öyle anlaşılıyor ki, âyet ve hadislerde cennet hayatı anlatılırken gençlik, bâkirelik, aynı yaşlarda olma gibi özelliklerden söz edilmesindeki amaç mahiyet bilgisi vermek değil, oradaki nimetlerin, dünya nimetleri gibi gelip geçici olmadığını, dolayısıyla insanların bunlardan mahrum kalıp tekrar elde edebilmek için özlem ve hasret hissetmeyecekleri yahut paylaşma kaygısı, kıskançlık ve birbirlerini çekememe gibi olumsuz durumların söz konusu olmayacağını belirtmek, bu hayatta gerçekleşmesi mümkün olmayan istek, özlem ve hayallerin, kısacası mükemmelliğin ve tam mânasıyla mutluluğun ancak orada bulunabileceğini somut bir anlatıma kavuşturmaktır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 221-222

Vakıa Suresi 41-56. Ayet Tefsiri

Bu defa, âhireti inkâr ederek dünya hayatını boşa geçirenlerin acı âkıbeti ve içine düşecekleri vahim durumlar canlı bir anlatımla tasvir edilmektedir (cehennem hakkında bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, DİA, VII, 225-233). 45. âyetteki mütrefîn kelimesi –Kur’an’da aynı kökten gelen kelimelerin kullanımı da dikkate alınarak– genellikle “sahip olduğu imkânlardan ötürü, refah içinde şımaran insanlar” mânasında anlaşılmıştır. Bu bağlamda kelimeyi “Allah’a şirk koşanlar” veya “kibirlenenler” şeklinde yorumlayan müfessirler de vardır (Şevkânî, V, 178). Râzî’nin dikkate değer açıklamasından da (XXIX, 170-171) yararlanarak bu konuda şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Amel defteri solundan verilecek cehennemlikler hep zenginlerden olmayacağına göre burada kötülenen şey, insanların nimetler içinde olması değildir; asıl eleştirilen tutum, müteakip âyette değinilen, günahta ve inkârcılıkta ısrar etmektir. Esasen yoksulluk ve zenginlik hem toplumsal şartlara hem de kişinin algılamasına göre izâfîlik taşır ve hemen bütün insanlar –sahip oldukları imkânlar çerçevesinde– nimetin asıl sahibini görmezden geliyorsa “mütref” olarak nitelenebilir. Dolayısıyla, burada eleştirilenler, âhiret endişesi taşımayan, ahlâkî değerlere sırt çevirerek gününü gün eden, böylece hazlarının tutsağı haline gelen ve ebedî kurtuluşları için ellerindeki en büyük fırsat olan ömürlerini hoyratça tüketenlerdir.46. âyetin meâlinde hıns kelimesinin “günah” anlamı esas alınmıştır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre burada, cehennemliklerin Lokman sûresinin 13. âyetinde en büyük günah olarak nitelenen şirk (Allah’a ortak koşma) üzerindeki inatçı tavırlarından söz edilmektedir. Bu kelimenin “yemini bozma” anlamından hareketle âyet, “Onlar o büyük yeminlerini bozmamakta ısrarcı davranıyorlardı” şeklinde de çevrilebilir; bu takdirde Nahl sûresinin 38. âyetinde belirtildiği üzere müşriklerin, “Allah’ın ölen birini diriltmeyeceğine dair en büyük yeminleri etmeleri”ne atıfta bulunulmuş olur (İbn Atıyye, V, 246; zakkum ağacı hakkında bilgi için bk. Sâffât 37/62-65). Kaynak :

Vakıa Suresi 57-74. Ayet Tefsiri

İnsanın kendi varlığı ve yakın çevresinde her gün yararlandığı imkânlar üzerinde, bütün bu varlık ve oluşların hangi irade ve gücün eseri olduğu hakkında düşünmeye çağıran çarpıcı sorularla Allah Teâlâ’nın irade ve yaratma gücüne, bunun da insana yüklediği kulluk görevine dikkat çekilmektedir. Burada özellikle zikredilen, insanın yaratılışı, tuzlu deniz sularının yağmura, tatlı suya dönüştürülmesi, ekinlerin ürün vermesi ve ateşin yararı konularına başka birçok âyette değişik vesilelerle geniş biçimde yer verilmiştir.61 ve 62. âyetlerin bağlamı, öldükten sonra diriltilmeyi ve ilâhî huzurda mahkeme-i kübrâda yapılacak büyük yargılamayı inkârla ilgili olduğu için meâlde, “Aranızda ölümü biz takdir ettik; sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez” şeklindeki mâna tercih edilmiştir. 61. âyetteki emsâl kelimesi misl veya meselin çoğulu olmasına göre farklı mânalara geldiği ve gramer açısından önceki âyete iki ayrı şekilde bağlanabildiği için bu âyetlere şöyle mâna vermek de mümkündür: “Yerinize benzerlerinizi getirmek ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmek üzere aranızda ölümü biz takdir ettik.” Bu anlayışa göre âyetlerin yorumu da şöyle olmaktadır: Ölümü insan nesline son vermek için değil, ölenlerin yerine yeni nesiller var etmek üzere takdir ettik; ama haşir günü sizi yeniden yaratmaya da kadiriz” (başka yorumlarla birlikte bk. Râzî, XXIX, 178-180; Şevkânî, V, 182; bu konuda ayrıca bk. Yâsîn 36/81). İbn Âşûr “Aranızda ölümü biz takdir ettik” cümlesinde “hakkınızda” değil, “aranızda” denerek, ölümün âdeta herkesin sırası geldiğinde payını aldığı ortak bir şey olduğuna ve insanların yararına bir realite olarak düzenlendiğine işaret edildiğini belirtir (XXVII, 315).72. âyette geçen “ağaç” anlamındaki şecere kelimesi genellikle bedevî Araplarca iyi bilinen ve birbirine sürtülmesiyle ateş çıkaran ağaç türü olarak anlaşılmıştır (bu konuda bk. Yâsîn 36/80). Buna göre 73. âyetteki mukvîn kelimesinin de sözlük anlamıyla “çöl yolcuları ve açlık çekenler” diye çevrilmesi uygun olmaktadır. Belirtilen kişiler açısından ateşin ve ona kaynaklık eden ağacın –gerek yemek pişirip açlığı giderme gerekse satıp maişet temin etmede– sağladığı yarar açıktır. Fakat âyetin lafzî anlamı bu olsa da, burada ateşin, sürtünme yoluyla meydana gelen yanma olayının, hatta daha geniş bir yorumla ışığın insan hayatındaki önemine, yine ateşin kontrol edilebilir hale gelmesinin medeniyetin oluşmasındaki rolüne dikkat çeken bir örneklendirme yapıldığı söylenebilir. Buradaki tezkire kelimesine, bağlam ve sözün akışı dikkate alınarak meâlde “işaret” anlamı verilmiştir, Mücâhid’in yorumu da bu yöndedir. Birçok müfessir ise belirtilen kelimeyi “ibret” mânasında anlamış ve bu ifadede, ateşin cehennem azabını hatırlatıcı yönüne işaret bulunduğunu belirtmiştir (Taberî, XXVII, 201; Zemahşerî, IV, 61). Bağlam göz önüne alındığında bu ifadenin öncelikle Allah’ın insanlara verdiği nimetler üzerinde düşünüp sonuçlar çıkarma ve özellikle O’nun insanları öldükten sonra diriltmeye kadir olduğu yargısına ulaşma (Râzî, XXIX, 184) mânasıyla anlaşılması uygun olur. Muhammed Esed ise burada insana “Allah’ın göklerin ve yerin nûru olduğu”nun hatırlatıldığı yorumunu yapar (III, 1107; ayrıca bk. Nûr 24/35).74. âyetteki azîm kelimesi genellikle “rab” kelimesinin sıfatı kabul edildiği için meâlde “Öyleyse ulu rabbinin adını tesbih et” anlamı tercih edilmiştir; fakat bunu “isim” kelimesinin sıfatı olarak da düşünmek mümkündür; buna göre meâl şöyle olur: “Öyleyse rabbini yüce ismiyle tesbih et” (İbn Atıyye, V, 255). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 225-227

Vakıa Suresi 75-80. Ayet Tefsiri

İlk âyette “yıldızların yerleri” diye çevrilen tamlama müfessirlerce daha çok “yıldızların doğduğu veya battığı yerler, dolaştığı menziller yani yörüngeler” ve özellikle “kıyamet sırasında yıldızların düşeceği yerler” mânalarıyla açıklanmıştır. Bazı ilk dönem müfessirlerinden, burada “Kur’an’ın parça parça indirilişi veya indirilmiş kısımları”nın veya “Kur’an’ın muhkem âyetleri”nin yahut “Kur’an’ın başı ve sonu arasındaki uyumun, tutarlılığı”nın kastedildiği yorumları nakledilmiştir (Taberî, XXVII, 203-204). Râzî, maksadın “Kur’an’ın girdiği kalpler” olabileceği yorumunu da zikreder (XXIX, 188). Öte yandan, bu tamlamanın sözlükte “yıldızların düştüğü yerler” anlamına gelmesi, günümüzdeki bazı Kur’an araştırmacılarını burada astrofizik uzmanlarının “kara delik” tabir ettikleri “büyük kütleli yıldızların ömürlerini tüketmeleri sonucu meydana gelen farazî gök cisimleri”ne veya “yıldız kökenli olmayıp yıldızlar arası uzaydaki gaz kütlesinin sıkıştırılmasının yol açtığı oluşumlar”a işaret edildiği yorumunu yapmaya yöneltmiştir (Allah’ın yemin etmesi ve Kur’an’da yer alan kasemler konusunda genel bilgi ve değerlendirme için bk. Zâriyât 51/1-6).77. âyette Kur’an, “mertebesi yüksek, değerli, yüce” anlamlarına gelen kerîm sıfatıyla nitelenmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, son kitap olması dolayısıyla onu bütün ilâhî kitaplardan mükemmel kılmış, gerçek dışı unsurların ona karışmasını önlemiş, onda yüksek ahlâk ilkelerine ve önemli konulara yer vermiştir. Onu ezberleyenin ve okuyanın değeri artar; o, gerçeğe ulaştıran kanıtlarla doludur, içerdiği hidayet, bilgi, açıklama ve hikmetlerle her türlü övgünün üzerinde bir kıymeti haizdir. Ardından gelen ve “korunmuş bir kitaptadır” diye tercüme edilen ifade Kur’an’ın ikinci sıfatı olduğuna göre bu da onun değerini anlatan mânevî bir nitelemedir. Başka izahlar da bulunmakla beraber birçok müfessir tarafından güçlü bulunan yoruma göre buradaki “kitap” kelimesinden maksat “levh-i mahfûz”dur (aşağıda belirtileceği üzere, bu yoruma göre meleklerin Allah’ın ilmine, levh-i mahfûzdakilere “dokunabilmeleri” o kaynakla irtibat kurmaları ve bu hususta kendilerine verilmiş görevler bulunduğu anlamındadır; ayrıca bk. Bürûc 85/21-22). Şu halde 77 ve 78. âyetler arasındaki anlam bağı şu olmalıdır: Kur’an’ın –Resûlullah’tan işitildiği şekliyle– lafızları ve mânaları, Allah’ın ilmindekine uygundur ve o asla beşer sözü değildir. Allah’ın katındakiler bizim açımızdan saklı ve mahiyetini idrak edemeyeceğimiz hususlar olduğu için O’nun ilmini ifade eden “kitap” kelimesi “saklı, korunmuş” anlamına gelen meknûn sıfatıyla nitelenmiştir; “kitap” kelimesinin kullanılması da O’nun ilminin sâbit ve değişmezliğini belirtmek içindir. 79. âyetteki “temizlenenler” anlamına gelen mutahharûn kelimesiyle ilgili olarak da farklı açıklamalar bulunmakla beraber müfessirler genellikle, burada meleklerin kastedildiği kanaatindedir; Abese sûresinin 11-16. âyetleri bu anlamı desteklemektedir. Dolayısıyla, buradaki “dokunma” anlamına gelen mess kelimesi, Kur’an’ın içeriğinin peygambere iletilmesinde meleklerden başkasının rolünün olamayacağını ve müşriklerin iddia ettikleri gibi kâhin veya şair sözü olmadığını ifade etmektedir. Zira müşrikler cin ve şeytanların gökten gelen haberlerden çalıntı yapabildiklerine, kâhinlerin de onlardan bilgi aldıklarına, yine her şairin kendisine şiiri dikte eden bir şeytanın bulunduğuna inanıyorlardı; Hz. Peygamber’in de Kur’an’ı böyle bir yolla elde ettiğini ileri sürmüşlerdi. Kur’an’ın Allah Teâlâ tarafından böylesine yüceltici ifadelerle anılması ve âyette, –asıl anlam yukarıda açıklandığı şekilde olsa bile– temiz olarak dokunmanın ona saygıyı belirten bir niteleme olarak yer alması sebebiyle ilk zamanlardan itibaren müslümanlar Kur’an âyetlerinin yazılı olduğu malzemeye ve mushafa ibadet temizliği olmadan yani abdestsiz olarak dokunmamaya özen göstermişlerdir. İslâm âlimlerinin çoğunluğu da Hz. Peygamber’den nakledilen bazı söz ve uygulamaları (Muvatta’, “Kur’an”, 1) bu yöndeki çıkarımı destekleyici bulmuşlar ve mushafa el sürmek için abdest almak gerektiğine hükmetmişlerdir. Öte yandan İbn Abbâs, Dâvûd b. Ali, İbn Hazm ve Şevkânî gibi âlimler âyetin mushaf ile değil levh-i mahfûz ile ilgili olduğunu, abdestli olmayanın mushafa dokunmasını meneden hadisin de sahih olmadığını yahut sahih olsa bile orada müşriklerin kastedildiğini ileri sürerek abdestli olmayan, cünüp ve âdet halindeki kimselerin mushafa dokunmasını ve onu okumasını câiz görmüşlerdir (başka yorumlarla birlikte bk. Râzî, XXIX, 192-196; İbn Rüşd el-Hafîd, Bidâyetü’l-Müctehid ve Nihâyetü’l-Muktesıd, I, 435; II, 32; Şevkânî, V, 186; a.mlf., Neylü’l-Evtâr, I, 225-227, 246-248; İbn Âşûr, XXVII, 333-337). Bu uygulamaları ve abdestin gerekliliği yönündeki ictihadı esas alan ve kutsal kitabına saygısının bir nişanesi olarak ona el sürerken abdestli olmaya gayret eden bir müminin bu davranışı onun ecrini ve feyzini arttırır; fakat bu hükmün Kur’an’la yakından ilgilenme ve mânaları üzerinde düşünme çabasını engelleyen bir set gibi algılanması kuşkusuz yanlış olur. Zaten İmam Mâlik gibi İslâm âlimleri Kur’an eğitim öğretiminin ve sıkıntıya yol açan durumların ayrı mütâlaa edilmesi gerektiğini gösteren fetvalar vermişlerdir. Mushafa dokunmadan Kur’an’ın okunması veya tercümesine el sürülmesi için abdest almak ise genel olarak gerekli görülmemiş, sadece tavsiye edilmiştir. Kaynak :

Vakıa Suresi 81-82. Ayet Tefsiri

Müfessirler genellikle, 81. âyetteki (“söz” şeklinde çevrilen) hadîs kelimesiyle Kur’an-ı Kerîm’in kastedildiği, 82. âyette de inkârcıların verilen nimetlere şükredecekleri yerde bunların Allah’tan geldiğini yalanlama yoluna girmelerinin eleştirildiği kanaatindedirler. Nimete nankörlük hususunda da çoğunlukla, yağmurun yağmasını birtakım yıldızların gücüne izâfe edici sözler söyleyenler örnek gösterilir. Bazı müfessirler ise bu âyetlerden şu mânaları çıkarmışlardır: Siz yukarıda söylenenleri mi veya öldükten sonra diriltileceğinize dair sözü mü hafife alıyorsunuz? Bu Kur’an’dan nasibiniz yalancılıkla itham etmekten ibaret mi olacak veya yalancılıkla ithamı bir rızık, bir gıda yahut geçim kaynağı mı görüyorsunuz? (Râzî, XXIX, 197-198; Şevkânî, V, 186-187). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 231

Vakıa Suresi 83-87. Ayet Tefsiri

Öldükten sonra diriltilmeyi ve âhiret hayatını inkârda inat edenler, kimsenin kaçamadığı ölüm gerçeği üzerinde düşünmeye, Allah’ın kulları üzerindeki mutlak gücü ve hâkimiyetini kabullenmek istemeyenler öleni geri döndürmeye çağırılmaktadır. 86. âyet “madem ki hesaba çekilmeyecekmişsiniz” veya “madem ki ceza görmeyecekmişsiniz” mânalarında da anlaşılmıştır (Râzî, XXIX, 200-201; İbn Âşûr, XXVII, 345-346; ayrıca bk. Kāf 50/16-17). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 231

Vakıa Suresi 88-95. Ayet Tefsiri

Ölüm gerçeğinin ardından gelecek bir gerçek daha var ki o da sûrenin başında belirtildiği şekilde herkesin bu dünyada yaptıklarına göre bir gruplandırmaya tâb^ tutulup ona uygun muamele göreceğidir. 95. âyette geçen “hakku’l-yak^n” tamlaması konusunda değişik açıklamalar yapılmıştır. Esasen aynı mânaya gelen bu iki kelimenin pekiştirme amacıyla birbirine izâfet yapıldığı anlaşılmaktadır (bk. İbn Atıyye, V, 254-255; Râzî, XXIX, 203-204); bu sebeple meâlde “gerçeğin ta kendisi” şeklinde karşılanmıştır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/18). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 231

Vakıa Suresi 96. Ayet Tefsiri

Âhirette insanların üç gruba ayrılmalarıyla ilgili ayrıntılı bilgi verilmesini takiben 74. âyette yapıldığı gibi, burada da (88-95. âyetlerde anılan grupların hatırlatılmasının ardından) Resûlullah’ın şahsında onun yolunu izleyenlerden, inkârcıların tutumu ne olursa olsun, Allah’ı O’na yaraşır biçimde anmaya, O’nu her türlü noksanlıktan tenzih etmeye devam etmeleri istenerek sûre sona ermektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 232

Vakıa Suresi Hakkında

Adını “mutlaka gerçekleşecek olan şey” anlamına gelen ve sûrenin birinci âyetinde geçen vâkıa kelimesinden alır. Birkaç âyetinin Medine’de nâzil olduğu söylenmişse de (Kurtubî, XVII, 126; Âlûsî, XXVII, 182) müfessirlerin çoğunluğuna göre Mekke’de inmiştir (İbn Atıyye el-Endelüsî, V, 238). Doksan altı âyet olup fâsılası” ا، ب، ة، د، ل، م، ن“ harfleridir. Nübüvvetin 5 veya 6. yılında nâzil olduğu tahmin edilen sûrenin ana konusu ölümden sonra yeni bir hayatın başlayıp sonsuza kadar devam edeceği, insanların inanç ve davranışlarının karşılığını orada bulacakları hususudur. Bu çerçevede sûrenin muhtevasını iki bölüm halinde ele almak mümkündür. Sûre muhtemelen aynı yıllarda inen diğer sûrelerde etkin biçimde vurgulandığı gibi kıyametin kopuşunu dile getirmekle başlar. İnsanların yaşadığı yer küresinin şiddetli bir sarsıntı ile sarsılacağı, kürenin sabit ağırlıkları sanılan dağların ufalanıp toz haline geleceği o gün insanların sağdakiler, soldakiler ve önde bulunanlar şeklinde üç gruba ayrılacağı belirtilir (âyet: 1-7). Öndekiler iman ve iyi davranışlar bakımından diğer müminlere nisbetle mesafe alıp Allah’a yaklaştırılan zümredir. Bunlar cennette bedenî ve ruhî birçok nimete eriştirilecektir. Sağdakiler âhirette amel defterleri sağdan verilecek cennetlikler olup onlar da mutlu kılınacaktır. Soldakiler ise amel defterleri soldan veya arka taraftan verilecek kimselerdir. Bunlar âhireti inkâr eden günahkârlardır ve cehennemde azap göreceklerdir (krş. el-Hâkka 69/19-37; el-İnşikāk 84/7-12). Daha sonra inkârcılara hitap edilerek ilk yaratılışın Allah tarafından gerçekleştirildiğini kabul ettikleri halde öldükten sonra diriltmeyi yine O’nun gerçekleştireceğine niçin inanmadıkları sorulur ve spermadan insan üretmeyi, tohumdan ekin bitirmeyi, buluttan su indirmeyi ve ağaçtan ateş çıkarmayı inkârcıların mı yoksa Allah’ın mı gerçekleştirdiği sorusu yöneltilir. Birinci bölüm, Hz. Peygamber’e şanı ve azameti yüce olan rabbini ulûhiyyetle bağdaşmayan sıfatlardan tenzih etmesini emreden âyetle sona erer (âyet: 8-74).

İkinci bölüm, yıldızların yörüngelerine yemin edilerek ve bunun bilenler için büyük bir yemin olduğu belirtilerek başlar. Yemin konusunun âlemlerin rabbi tarafından Hz. Muhammed’e indirilen vahyin ürünü Kur’an’ın teşkil ettiği belirtilir. Ardından büyük bir lutuf sayılan böyle bir kelâmın kāle alınması ve bu nimete şükredilmesi gerektiği halde onun nankörce inkâr edilmesi hayret verici bir davranış diye nitelendirilir. Ardından inanmayanların en önemli eksiği olan ölüme ve ölüm ötesi âlemine iman konusuna etkili biçimde temas edilerek, “Peki, can boğaza dayandığı ve siz etrafındakiler çaresizlik içinde bakındığınız zaman bizim âhiret yolcusuna sizden daha yakın olduğumuzu biliyor musunuz? Onun sorgu ve ceza âlemine sürüklenmeyeceği iddiasında samimi iseniz ölümü geri çevirmeli değil misiniz?” soruları yöneltilir. Ardından Allah’a yakın olan ve amel defterleri sağdan verilenlerin ebedî hayattaki mutluluğu, gerçeği yalanlayanların da mutsuzluğuna temas edilir. Sûre Resûlullah’a rabbinin ismini ve şanını yüceltmesini emreden âyetle tamamlanır (âyet: 75-96). Mekke döneminin ortalarında inen sûrelerin çoğunda görüldüğü gibi Vâkıa sûresinde de âhirete iman konusu ele alınmış, ebedî hayatta mutlu veya mutsuz olacak insanların yaşantıları tasvir edilmiş, kişide âhiret inancını oluşturup davranışlarını etkileyecek uyarıcı ve düşündürücü ifadelere müessir bir üslûp içinde yer verilmiştir. Dünya hayatının çekici ve itici yanlarının çoğu zaman kişinin bedeninin yanı sıra psikolojik hayatını da çeşitli yönlere sürüklemekte olduğu inkâr edilmez bir gerçektir. Bu sebeple Vâkıa sûresi zaman zaman okunmalı, bu sayede kişi mânevî yönelişinde meydana gelebilecek sapmalardan kendini korumalıdır.

Vâkıa sûresi, Resûl-i Ekrem’e diğer peygamberlere verilen ilâhî kitaplara Kur’an’dan tekabül eden sûre gruplarından fazla olarak inzâl edilen “mufassal” sûreler içinde yer alır. Abdullah b. Abbas’tan rivayet edildiğine göre Hz. Ebû Bekir, Resûlullah’a erken sayılacak bir yaşta saçlarına ak düşmesinin sebebini sorunca o da, “Beni Hûd, Vâkıa, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İze’ş-şemsü küvvirat sûreleri ihtiyarlatmıştır” cevaben vermiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 56/6; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 322). Bu sûrelerin ilkinin geçmiş peygamberlerin çetin mücadelelerinden, diğerlerinin kıyametin kopması ve âhiret hallerinden bahsetmesi dikkat çekicidir. Hz. Peygamber’in sabah namazlarında Vâkıa sûresini okuduğuna dair rivayet sahih kabul edilmiştir (Müsned, V, 104; a.e. [Arnaût], XXXIV, 504-505; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 323). “Her gece Vâkıa sûresini okuyan kimse fakirlik çekmez” meâlinde (Zemahşerî, VI, 40; Beyzâvî, IV, 240) Resûl-i Ekrem’e nisbet edilen hadisin sahih olmadığı belirtilmiştir (Zemahşerî, VI, 40-41 [neşredenin notu]; M. Nâsırüddin el-Elbânî, I, 45-46, hadis nr. 290; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 323-324). Bunun dışında sûrenin fazileti için nakledilen bazı rivayetlerin de sıhhati tesbit edilememiştir (Âlûsî, XXVII, 183; Elmalılı, VI, 4700).

Adnân Câbir Muhammed et-Tuveyrikī Sûretü’l-VâķıǾa ve hüdâhâ ve beyyinâtühâ (1400/1980, Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi Şeriat Fakültesi), Halil Cebeci Âhiret Hayatı Açısından Vâkıa Sûresi ve Tefsîri (1999, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) adıyla yüksek lisans tezi hazırlamıştır. André Miquel l’Evénement, le Coran, sourate LVI adını taşıyan tefsir niteliğinde bir çalışma yapmış (Paris 1992), Mahmûd Muhammed Garîb Sûretü’l-VâķıǾa ve menhecühâ fi’l-Ǿaķāǿid (Bağdat, ts. [ed-Dârü’l-Arabiyye]), Muhammed b. Muhammed Ebû Şühbe Tefsîrü Sûreti’l-VâķıǾa: Śuver mine’l-iǾcâzi’l-beyânî ve aĥkâmi’l-meǾânî (Cidde 1403/1983) ismiyle birer eser kaleme almıştır. Âmir Îdan Ali, “Sûretü’l-VâķıǾa: Đavǿ Ǿale’l-ķıra

ǿâti’l-Ķurǿâniyye ve’t-tevcîhâti’n-naĥviyye” adlı bir makale yayımlamıştır (Âfâķu’ŝ-ŝeķāfe ve’t-türâŝ, yıl 2, sy. 48 [Dübey 1425/2005], s. 6-22).

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, V, 104; a.e. (Arnaût), XXXIV, 504-505; Tirmizî, “Tefsîr”, 56/1-6; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/ 1995, XXVII, 266; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl (nşr. Eymen Sâlih Şa‘bân), Kahire 1424/2003, s. 318-319; Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, VI, 40-41 [neşredenin notu]; İbn Atıyye el-Endelüsî, el-Muĥarrerü’l-vecîz (nşr. Abdüsselâm Abdüşşâfî Muhammed), Beyrut 1413/1993, V, 238; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 240; Kurtubî, el-CâmiǾ li-aĥkâmi’l-Ķurǿân, Beyrut 1408/ 1988, XVII, 126; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî (nşr. M. Ahmed el-Emed – Ömer Abdüsselâm es-Selâmî), Beyrut 1421/2000, XXVII, 182-183; M. Fevzi Efendi, el-Havâssü’n-nâfia fî tefsîri sûreti’l-Vâkıa, İstanbul 1313; Elmalılı, Hak Dini, VI, 4700; M. Nâsırüddin el-Elbânî, Silsiletü’l-eĥâdîŝi’ż-żaǾîfe ve’l-mevżuǾa, Riyad 1420/2000, I, 45-46, hadis nr. 290; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, el-Eĥâdîŝ ve’l-âŝârü’l-vâride fî feżâǿili süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 322-324; Seyyid Muhammed Hüseynî – Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i VâķıǾa”, DMT, IX, 387-388.

Bekir Topaloğlu

Kaynak: https://suresi.com.tr/vakia-suresi/


Bu sayfayı sevdiklerinle paylaşarak bize destek olmak ister misin?

TwetlePaylaşPinterestRedditTumblrLinkedin

Vakıa Suresi ile ilgili yorum yap




Copyright © Kuran Sureleri Oku - 2019